Milas’ın
kültürel
mirasının
korunması
için
bu
alanda
önemli
çalışmalar
hayata
geçirmiş
olan
Yüksek
Mimar
ve
Asar
Mimarlık
Restorasyon
Ltd.
Şti.
kurucusu
Meral
Oğuz’la
bir
söyleşi
gerçekleştirdik.
Bu
güzel
ve
ışık
tutan,
ufuk
açıcı
söyleşi
için
Meral
Oğuz’a
teşekkür
ediyorum.
Bu
söyleşinin;
Milas’ın
bugün
yok
olmaya
yüz
tutmuş,
bir
beş
yıl
daha
insan
eli
değmezse
yok
olup
gidecek
olan
Milas’ın
eski
ev
ve
konaklarının
kurtarılması için bir ışık, bir kıvılcım olmasını diliyorum.
SÖYLEŞİ: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ
Kültürel miras deyince ne anlamak gerekir?
Kültürel
miras,
bir
toplumun
veya
bir
milletin
tarih
boyunca
oluşturduğu,
fiziksel
ve/veya
manevi
değere
sahip
olan
varlıklarını
ifade
eder.
Bu;
tarihi
yapılar,
gelenekler,
sanat
eserleri,
el
sanatları,
dil,
müzik,
dans
ve
diğer
birçok
unsuru
kapsar.
Kültürel
miras,
bir
topluluğun
kimliğini,
değerlerini
ve
tarihini
yansıtan
önemli
bir
bileşenler
bütünüdür.
Önceki
kuşaklar
tarafından
oluşturulmuş,
bir
toplumun
tüm
bireyleriyle
birlikte
var
olduğu
sürece
ürettiği
ve
kullandığı
evrensel
ve
kimi
zaman
kolektif değerlere sahip olduğuna inanılan tüm bilgi birikimidir.
Kültürel mirasın korunması ve bu mirasın geleceğe taşımanın önemi nedir?
Kültürel
mirasın
korunması;
temelde
gelecek
kuşakların
geçmişten
referans
alma
haklarının
korunması
ve
tıpkı
mülkiyet
hakkı
gibi
en
kutsal
haklardan
birinin
tesis
edilmesi
anlamına
geldiğinden
bunu
korumakla
yükümlü
olan
tüm
kişi
kurum
ve
kuruluşların
kendilerini
görevli
ve
sorumlu
hissetmesi
gereken
büyük
ve
dahi
yeri
geldiğinde
hayati
bir
öneme
sahiptir.
Gelecek
kuşaklarca
önceki
kuşakların
nasıl
yaşadıklarını,
neyi
nasıl
çözdüklerini,
yaşamı
nasıl
düzenlediklerini
bilmeye,
bunları
anlamlandırmaya
ve
kimi
kadim
bilgileri
tabiri
caizse
Amerika’yı
yeniden
keşfetmekle
zaman
harcamadan
yaşamlarına
katmaya
ve
böylece
gelişmeye
hakları
vardır.
Bu
bilgi
birikimi,
her
türlü
dış
etki
ve
içinde
bulunduğu
toplumun
dinamiklerinden
kaynaklı
olarak
kaybolabilir,
yok
olabilir.
Bu
nedenledir
ki
kültürel
mirasın
gelecek
kuşaklara
aktarılmasında bilinçlendirme faaliyetlerinin ve eğitimin stratejik önemi vardır.
Kültürel mirası koruma görevi yerel ölçekte öncelikle hangi kurumu ilgilendirir?
Kültürel
Mirasın
korunması
öncelikli
olarak
devlet
desteği
ile
yerel
yönetimlerin
görevi
olmalıdır.
Mahalle
muhtarlıkları
ve
belediyeler.
Mahalle
muhtarlığı
diyorum
çünkü
etkinlik
alanı
geniş
olan
ilçe
ve
büyükşehir
belediyelerinde
çözüme
kavuşturulması
gereken
sorunların
tespiti
öncelikle
daha
küçük
ölçekli
yetki
alanlarının
idari
sorumlusu
olan
muhtarların
görevi
olabilir,
böylece
daha
büyük
ölçekte
gözden
kaçabilecek
durumların
önüne
geçilmesi
mümkün
olabilir.
Muhtarlar
belediyelerin
gözü
kulağı
olup
sorumlu
oldukları
alandaki
konuları
önce
onlar
dert
edinmeli
ve
yerel
yönetimlerle
iş
birliği
içinde
olmalı
halk
ile
yerel
yönetim
ve
merkezi
idare
arasında
köprü
oluşturmalıdırlar.
Kaldı
ki
muhtarlık
seçimleri
herhangi
bir
partiye
üye
olmaksızın
aynı
zamanda
o
mahallenin
sakinleri
/
belli
bir
zamandan
beri
orada
yaşayanları
arasından
kurulmuş
bağımsız
ekiplerin
adaylıkları
şeklinde
yapıldığından
korumaya
siyasetin
karışmaması
açısından
muhtarlıkların
kültürel
mirasın
koruması
konularının
da
içinde
yer
almalarını
oldukça
önemli
buluyorum.
Bazen
belediyelerin
merkezi
idarelerle,
merkezi
idarelerin
belediyelerle
kuramadıkları
diyalogları,
siyaset
baskısıyla
sergileyemedikleri
iş
birliklerini
iç
işlerine
bağlı
resmi
kurum niteliğinde olan mahalle muhtarlıkları kurabiliyorlar. Örnekleri var.
Kültürel mirası koruma çalışmaları nasıl yapılmalı, nasıl planlanmalı?
İnsanoğlu
kendine
ait
olanı
ya
da
ait
hissettiğini,
tanıyıp
bilgi
ve
fikir
sahibi
olduğunu
ve
yaşanmışlıklar
ve
anılar
yoluyla
duygusal
bağ
kurduğunu
sahiplenir,
değerli
bulur
ve
korur.
Tüm
bunlar
temelde
hafızanın
korunmasıdır.
Kendisi
için
değerli
olanın
ne
olduğunu
bazen
bilemez
anlayamaz
ya
da
değerini
çok
sonra
anlayabilir.
Bu
nedenledir
ki
Koruma
öncelikle
bilinç
gerektirir.
Koruma
bilinci…
Önce
nelere
sahibiz
ve
onlara
nasıl
sahip
çıkabilir,
nasıl
koruruz
bunu
bilmek
ve
öğrenmek
gerekir.
Bunun
da
ilk
adımı
daha
ana
okundan
itibaren
envanter
kavramının
çocuklara
öğretilmesiyle
olabilir.
Kalem
kutumuzda
kaç
tane
kalem
var?
Kalem
dışında
neler
var?
Bunları
cinslerine
renklerine
işlevlerine
göre
ayrıştırdığımızda
ne
yapmış
oluruz?
Neye
ve
ne
yapmaya
imkanlarımız
olduğunu
bilmiş
oluruz?..
Bunlardan
eksilen
olduğunda
neyi
yapamayacağımızı,
neyin
artık
imkanlı
olmadığını,
neyi
kaybetmiş
olduğumuzu fark etme arama ve peşine düşme şansımız olur…
Örneğin
Muğla
Sıtkı
Koçman
Üniversitesi
Karya
Araştırma
ve
Uygulama
Merkezi
kurucusu
merhum
Prof.
Dr.
Adnan
Diler
hocamızın
başlattığı
ancak
ödenek
yetersizliği
nedeniyle
sadece
4
cildinin
basılabildiği
bir
Muğla
kültür
envanteri
çalışması
yapılmıştır.
Ancak
vaktiyle
Karya
Araştırma
Enstitüsü
Müdürlüğünce
Muğla
Valiliği
Yatırım
İzleme
ve
Koordinasyon
Başkanlığı
uhdesindeki
fona
da
başvurulduğu
halde
hala
bu
çalışmanın
güncellenmesi
ve
basımı
mümkün
olamamıştır.
Böylece
çalışmanın
tam
olarak
bitebilmesine
de
hocamızın
ömrü
vefa
etmemiştir.
Alın
size
bir
toplumsal
hafıza
kaybı
sebebi…
Dolayısıyla
hafızanın
korunmasının
ilk
adımı
olan
envanter
alt
yapısının
sağlıklı
bir
şekilde
oluşturulması
ve
bunun
paylaşıma
açılması
böylece
halkın
da
koruma
eyleminin
içine
çekilebilmesi
sağlanamamıştır.
Maalesef
ülkemizde
kimi
işler
kişilerle
ve
kişilerin
özel
çabasıyla,
kurumsallaşamadan,
herhangi
bir
plan
program,
onayı
alınmış
bir
bütçe
olmaksızın,
en
önemlisi
de
termin
koymadan
ve
bu
terminlere
bağlı
kalmadan
yürütülüyor.
Kurumsallaşıp
sürdürülebilirliği
sağlanamadığında
ise
çeşitli
nedenlerle
enerji
kayıplarına
dönüştüğünde
bu
çabalar
sönümlenebiliyor.
Kentimizde
de
başlanıp
bitirilemeyen,
somut
ürünleri
alınamayan
kimi
zaman
adeta
vitrin
oluşturmak
ya
da
bir
yerlere
gelme,
birilerine
sevimli
görünme
aracı
olarak
üretilen,
kaynakların
verimsiz
kullanıldığı
sayısız
proje
örneği
de
var.
Dolayısıyla
başlanmış
bir
iş
yarım
kaldığında,
önceki
kısımlara
aktarılan
kaynaklar
da
büyük
ölçüde
boşa
sarfedilmiş
oluyor.
(Örneğin
Muğla
Saburhane
bölgesini
koruma
projesi)
Öncelikle
Emlak
vergilerinden
%
10
kesinti
yapılarak
oluşturulan
kültürel
mirası
koruma
fonunda
biriken
halkın
paralarının
yine
kamu
yararına
yönelik
bu
türden
projelere
harcanması
sağlanmalı
ve
bu
konuda
kamuoyu
oluşturulup
talepkâr
olunmalı.
Her
yıl
belli
periyodlarda
sadece
ve
sadece
koruma
projelerinde
kullanılmak
üzere
tahsisli
bu
katkı
fonuna
yerel
yönetimlerce
başvurular
yapılabiliyor,
bunun
için
ayrılmış
ciddi
bir
bütçe
var.
Ancak
Muğla
millet
vekillerimizden
biri
mecliste
sordu:
bu
fondan
hangi
projelere
ne
oranda
destek
verildi?
diye…
Bu
soruya
bir
cevap
verildiğini
duyan
oldu
mu?
Ben
duymadım…
Kimin
parasının
kimden
esirgendiğinin
peşine
düşülmeli.
Kaynakların
uzunca
bir
süredir
(yaklaşık
15
yıl)
olagelen
gibi
sadece
yerin
altındakilere
değil
yerin
üstündekilere
de
harcanmasının
yolu
açılmalı.
İl
genelinde
uygulama
yardımı
bekleyen
birçok
sokak
sağlıklaştırma
projeleri
(örneğin
Milas
Hacıilyas
Meydanı
ve
çevresi
sokak
sağlıklaştırma
projesi,
Baltalıkapı
sokak
sağlıklaştırma
projesi,
Fethiye
Paspatur
çarşısı
sokak
sağlıklaştırma
projesi),
sivil
mimarlık
örneği
konut
proje
ve
uygulamaları
var.
Bunlara
kaynak
aktarılmasının
sağlanması yönünde çalışma yapılmalı.
Milas kültürel miras açısından önemli bir yer midir? Bunu bize anlatır mısınız?
Geçmişten
günümüze
çeşitli
uygarlıklara
katman
katman
ev
sahipliği
yapmış
olan
ve
coğrafi
açıdan
da
stratejik
bir
öneme
sahip
olan
Milas
kenti
kültürel
miras
açısından
oldukça
önemli
bir
yere
sahip
bu
bakımdan
zengin
bir
ilçedir.
Bu
zenginlik,
tarihi
yapıları,
bunların
oluşturduğu
sokak
ve
mahalle
dokuları
arkeolojik
alanları
ve
geleneksel
el
sanatlarıyla
kendini
gösterir.
Antik
Yunan
döneminde
Karya
olarak
bilinen
bölgede
yer
alan
ve
bir
ege
kenti
olarak
Milas;
Antik
Yunan,
Roma,
Bizans,
Osmanlı
birçok
farklı
uygarlığın
etkisi
altında
kalmış
ve
son
dönemde
de
Türk,
Rum,
Yahudi
kültürel
mirası
olmak
üzere
farklı
etnik
grupların,
Macar
ustaların
izlerini
taşır.
Pek
çok
dönemin
yapı
örneklerini
günümüze
taşımış
bir
kenttir.
Tarihi
kent
merkezini
oluşturan
mahalleleri
dışında
her
biri
birbirinden
özgün
ve
zengin
kültürel
miras
öğeleriyle
dolu
olan
Çomakdağ
Kızılağaç,
Bafa
Çamiçi,
Kapıkırı,
Kargıcak,
Dibekdere,
Boğaziçi,
Damlıboğaz,
Çökertme,
Selimiye,
Ören,
Kıyıkışlacık
gibi
mahalleleri
/köyleri,
İasos,
Euromos,
Labranda,
Heraklia,
Keramos
gibi
önemli
antik
kentleri
bünyesinde
barındırır.
Suya
ulaşım
dolayısıyla
su
kıyısında
olmanın
avantajlarını
da
yaşamış
olan
bir
kenttir.
Bu
özellikleriyle
yaşayanlarına
ve
ziyaretçilerine
hem
tarihte
bir
yolculuk
hem de zengin bir kültürel deneyim sunar.
Kültürel
mirası
koruma
çalışmalarında
nasıl
bir
yol
ve
yöntem
izlemek
gerekir?
Öncelikler sıralaması nasıl olmalı?
Kültürel
mirası
koruma
çalışmalarında
izlenecek
yol
yöntem
mutlaka
insanı,
insan
yaşamını
(geçmiş
ve
gelecek)
ve
ihtiyaçlarını
odağına
alan,
kültür
öncelikli,
bilime
dayalı
olmalı.
İnsanı,
yaşamın
gereklerini,
ihtiyaçları
öncelemeyen
hiçbir
koruma
faaliyeti
kalıcı
olmuyor
ve
müzecilik
faaliyetinin
ötesine
geçemiyor.
Öncelik
sıralamasından
kasıt
hangi
kültür
varlıklarının
korunması
öncelikli
idiyse
eğer,
“aciliyet
arz
eden”
diyebiliriz.
Örneğin
aynı
döneme
ait
aynı
işlevde
yapıdan
yalnız
birine
bütçe
ayırmamız
gerekiyorsa,
sırasıyla;
özgünlük
(korunmuşluk),
yapısal
olarak
aciliyet
arz
eden
statik
vb.
aciliyet
arz
eden
sorunlarının
olması
ve
görünürlük
kriterlerine
göre
tercih
yapılabilir.
Görünür
yerde
olmasının
da
özendirici
olması
açısından
önemi
oluyor
ancak
birinci
derecede
çok
özgün
ünik
bir
eserin
yıkılma
yok
olma
tehlikesi
varsa yangında ilk kurtarılacak odur.
Kültürel
mirası
koruma
çalışmaları
için
nasıl
bir
örgütlenme
ve
organizasyon
içinde olunması gerekir?
Farkındalık,
bilinçlendirme,
eğitim,
katılımcı
yaklaşım,
makro
ve
mikro
ölçekte
planlama,
liyakatli
müellifler
tarafından
hazırlanmış
ve
liyakatli
kurul
üyelerince
onaylanmış
projeler,
gerçekçi
yaklaşık
maliyet
hazırlayabilme
ve
günün
sonunda
mukayeseli
keşiflerle
yaklaşık
maliyeti
de
gözeten
hakkediş
anlayışı,
sağlıklı
seçmece
-
konunun
önemine
göre
belli
istekliler
yöntemini
kullanmaktan
korkulmayan-
ihale
yöntemleri,
yüklenici
ekibinde
yer
alan
müellif
ile
arada
köprüyü
sağlıklı
kuran
gerçek
kişi
-iş
süresince
mahallinde
görev
yapan-
liyakatli
şantiye
şefi,
liyakatli
ustalar
ve
teknik
personellerle
oluşturulmuş
vatansever
zihniyetli
uygulama
ekipleri,
müellifin
mutlak
surette
içinde
olduğu
gelişmiş
liyakatli
meslek
insanlarından
oluşan
kontrol
teşkilatı
yapılanması
gibi
anahtar
kelimeler
ile
nasıl
bir
örgütlenme
içinde
olması
gerektiğini özetleyebiliriz sanırım.
Kültürel
mirası
koruma
çalışmaları
tek
tek
binalar
olarak
mı
ele
alınmalı
yoksa
ada/mahalle bazında mı ele alınmalı?
Yerine
göre
tekil
yapılar
yerine
göre
doku
ölçeğinde
ele
alınmalıdır.
Şunu
kastediyorum.
Elbette
ki
doku
ölçeğinde
bu
yapılmıyorsa
ada
ya
da
sokak
ölçeğinde
koruma
en
ideali
ve
olması
gerekendir.
Ancak
doku
ya
da
sokak
ölçeğinde
bir
korumanın
yapılamadığı
bir
alanda
kalmış
dönem
yapılarından
bahsediyorsak
en
azından
yapı
ölçeğinde
koruma
gerçekleştirilebilmelidir.
Örneğin
Milas’ın
Modern
mimarlık
mirası
diyebileceğimiz
örnekleriyle
dolu
ve
yakın
zamana
kadar
korunmuş
olan
Mimarlar
Odası
Milas
temsilciliğinin
de
önceden
orada
bulunduğu
Çamlık
sokak
maalesef
ki
korunamamıştır.
Yani
o
döneme
ait
pek
çok
yapı
örneği
gümümüze
aktarılamamıştır.
O
zaman
ne
yapmalı,
bir
bütünlük
arz
etmese
dahi
o
döneme
ait
kalan son örnekler tekil de olsa koruma altına alınabilmeli korunabilmelidir.
Çok mirasçılı yapılarda kamulaştırma yapılabilir mi? Örnek uygulamalar var mı?
Çok
mirasçılı
yerlerde
öncelikle
veraset
intikal
işlemlerinin
yapılması
dolayısıyla
günümüzde
yerin
kimlere
ait
olduğunun
belli
olması
gerekmekte.
Ancak
sit
alanlarında
öyle
parseller
olabiliyor
ki
soyadı
kanunundan
önceden
beri
veraset
işlemlerinin
yapılmamış
olduğu
yani
soyisim
ve
TC’si
belli
olmayan
kişilerin
hissedarlığının
olduğu
parseller
olabiliyor.
Kamulaştırma
her
zaman
her
koşulda
yapılabilir.
Bu
türden
durumlarda
kamu
yararı
kararı
alınır
ve
bir
ucundan
başlanır…
Artık
ne
zaman
sonuçlanırsa…
Çok
uzun
yıllar
süren
kamulaştırma
davaları
olabildiği
gibi
yüksek
kamu
yararı
söz
konusu
olan
yerlerde
acil
kamulaştırmalar
da
yapılabiliyor.
Milas’tan
örnek
vermek
istersek;
Hekatomnos
anıt
mezarı
ve
kutsal
alanı
içerisindeki
kamulaştırmalar
görece
kısa
zaman
içerisinde
sonuçlandırılmış
kamulaştırmalardır,
Hadi
Eskişar
konağının
kamulaştırması
ise
daha
uzun
soluklu
kamulaştırma dosyası örneklerinden sayılabilir.
2863
sayılı
KÜLTÜR
VE
TABİAT
VARLIKLARINI
KORUMA
KANUNU
Madde
10
(Değişik
beşinci
fıkra:
28/11/2017-7061/38
md.)
“Diğer
kamu
kurum
ve
kuruluşları
ile
gerçek
ve
tüzel
kişilerin
mülkiyetinde
bulunan
taşınmaz
kültür
ve
tabiat
varlıklarının
korunma
ve
değerlendirilmesi
bu
Kanun
hükümlerine
uygun
olarak
kendileri
tarafından
sağlanır”
denmektedir.
Ayrıca
aynı
yasanın
madde
11
hak
ve
sorumluluk
başlığında
“Taşınmaz
kültür
ve
tabiat
varlıklarının
malikleri
bu
varlıkların
bakım
ve
onarımlarını
Kültür
ve
Turizm
Bakanlığının
bu
Kanun
uyarınca
bakım
ve
onarım
hususunda
vereceği
emir
ve
talimata
uygun
olarak
yerine
getirdikleri
sürece,
bu
Kanunun
bu
konuda
maliklere
tanıdığı
hak
ve
muafiyetlerden
yararlanırlar.
….
Malikler
bu
varlıkların
üzerindeki
mülkiyet
haklarının
tabii
icabı
olan
ve
bu
Kanunun
hükümlerine
aykırı
bulunmayan
bütün
yetkilerini
kullanabilirler.
Bu
Kanunun
belirlediği
bakım
onarım
sorumluluklarını
yerine
getirmekte
aczi
olanların
mülkleri,
usulüne
göre
kamulaştırılır.”
denmiştir.
Tescilli
eski
eser
yapılar
yine
aynı
yasanın
Devlet
malı
niteliği
başlığındaki:
Madde
5‘de
“Devlete,
kamu
kurum
ve
kuruluşlarına
ait
taşınmazlar
ile
özel
hukuk
hükümlerine
tabi
gerçek
ve
tüzelkişilerin
mülkiyetinde
bulunan
taşınmazlarda
varlığı
bilinen
veya
ileride
meydana
çıkacak
olan
korunması
gerekli
taşınır
ve
taşınmaz
kültür
ve
tabiat
varlıkları
Devlet
malı
niteliğindedir.”
denmiştir.
Bu
maddenin
amaç
ve
felsefesi
Gelecek
kuşakların
geçmişten
referans
alma
haklarının
yukarıda
madde
11
den
yapılan
alıntıda
belirtildiği
üzere
-şayet
mal
sahiplerinin
acizliği
söz
konusu
ise-devlet
eliyle
korunmasıdır.
Ancak
bir
asar-ı
atika
yapıyı
en
iyi
şekilde
koruyup
geleceğe
aktaracak
olanlar
yine
o
asar-ı
atika
yapı
ile
manevi bağı olan anıları olan yapının gerçek sahiplerinden başkası değildir.
Bununla
birlikte
sahiplerince
korunarak
yaşatılmazlarsa
devlet
bunları
2863
sayılı
yasada
da
geçen
şekliyle
kamulaştırabilir.
Devletin
böyle
bir
tasarrufu
“olabilir”.
Olur
demiyorum
“olabilir”
diyorum.
Örneğin
çok
özgün
niteliği
ya
da
kent
halkı
için
anı
değeri
olan
yok
olup
gitmesi
kamu
vicdanını
sızlatacak
bir
yapı
ise
ve
sahipleri
yapının
yok
olup
gitmesiyle
ilgilenmiyorlarsa
kamu
yararı
kararı
alınarak
kamulaştırma
yapılabilir
buna
bir
engel
yoktur.
“Hayır
ben
buranın
kamulaştırılmasını
istemiyorum”
deyip
mal
sahibi
olarak
hiç
birşey
yapmadan
bekleyemezsiniz.
Ancak
“burayı
ben
yapacağım
bakın
yapma
yoluna
da
girdim,
projelerini
hazırlatıp
Koruma
kuruluna
sundum,
bütçem
de
var
çok
şükür,
kendim
yaptıracağım”
diyebilirsiniz
böyle
durumlarda
açılmış
kamulaştırma
davası
bile
varsa
idare
bu
davayı
geri
çekebilir
ve
dava
düşebilir.
Örnekleri
var…
İlkesel
olarak
öncelik
ve
esas
yapının
sahiplerince
sahip
çıkılması
ve
korunmasıdır.
Çünkü
tekrar
vurgulamak
istiyorum
bir
yapıyı
ancak
o
yapı
ile
gönül
bağı
olanlar
en
sağlıklı
şekilde
koruyabilirler.
Bunun
aksi
durum
örnekleri
de
var
tabi
ki…
Geç
kalınmış
koruma
çabalarının
sonuç
vermediği
ve
yapıların
kamulaştırıldığı
örnekler…
Kamunun
neye
nasıl
öncelik
vereceğine
yine
kamu
/
devlet
karar
verebilir.
Kamu
yararı
deyince
akan
sular
durur.
En
azından
mimarlık
fakültesinde
hocalarımız
bizlere
böyle
öğretti
ve
bizleri
bu
anlayış
ile
yetiştirdi.
Bazen
yapı
sahiplerinin
koruma
olanağı
ve
isteği
ve
buna
ilişkin
finansman
gücü
varken,
-
siyasi
ve
dolayısıyla
ekonomik
rant
vb.
nedenlerle
olabilir-
kamunun
o
yapıyı
zorla
kamulaştırmaya
çalışması
da
kamu
yararı
değil
kaynakların
verimsiz
kullanımı
açısından
kamu
zararı
olarak
yorumlanabilir.
Şimdilik
buna
bir
örnek
vermek
istemiyorum,
örneği
var
ancak
sonuçlanmamış
bir
süreç
olduğundan
bende
saklı
kalsın. Süreç kamu zararı oluşturacak şekilde sonuçlanırsa o zaman paylaşırız.
Türkiye'de
kültürel
mirası
koruma
çalışmalarının
yapıldığı
yerlerden
örnekler
verebilir misiniz?
Sayısız
örnek
var.
Tarihi
kentler
birliğinin
web
sayfasına
girdiğinizde
birliğe
üye
olan
belediyelerin
ki
-Milas
belediyesi
de
bunlardan
biridir-
yaptığı
pek
çok
koruma
uygulaması
görebilirsiniz.
Tabi
bunların
hepsini
“iyi”
örnekler
olarak
sayabilmemiz
pek
mümkün
değil,
maalesef
ki
popülist
yaklaşımlarla
çok
da
bilimsel
olarak
yaklaşılmadan
“buna
da
şükür”
anlayışıyla
kabullenilmiş
örnekler
de
yok
değil.
Ancak
Türkiye’de
kent
ölçeğinde
Koruma
çalışmalarına
ilk
nereden
başlanmıştır
derseniz
Safranbolu’dan
başlanmıştır
diyebilirim.
Safranbolu,
1975’lerde
başlayan
çalışmalarla,
Türkiye’de
“Korumanın
Başkenti”
olarak
ismini
duyurmuş
bir
kenttir.
Bununla
birlikte
Unesco
Dünya
Miras
listesine
girmiş
olduğu
halde
ilk
başlarda
meşakkatli
çalışmaların
yapıldığı
ancak
sürdürülebilirliğin
sağlanmaması
nedeniyle
sonraları
yeterince
korunamayan kentler ve yapılar da var maalesef.
Sizin içinde bulunduğunuz korumacılık çalışmalarından söz eder misiniz?
Biz
Asar
mimarlık
restorasyon
ofisi
olarak
2001
yılından
bu
yana
çok
sayıda
cami,
türbe,
hazire,
kilise,
deniz
feneri,
köprü,
sarnıç,
hamam,
kaplıca
yapıları,
çeşme,
kale
müze,
han,
kervansaray,
okul,
kütüphane,
belediye
binası,
gibi
kamusal
yapılar
ile
konut/konak
yapılarının
rölöve,
restitüsyon
ve
restorasyon
projeleri
ile
Tarihi
Kentler
Birliğinden
ödüllü
sokak
sağlıklaştırma
projelerine
imza
attık.
Bunların
çok
önemli
bir
kısmı
uygulandı.
Ancak
maalesef
tarihi
kentler
birliğinden
ödül
de
almış
olan
Milas
Hacıilyas
Meydanı
ve
çevresini
oluşturan
9
sokağı
kapsayan
sokak
sağlıklaştırma
projemiz
ile
Baltalı
kapı
ve
çevresi
Sokak
Sağlıklaştırma
projelerimiz
ve
aynı
şekilde
Siirt’in
Tillo
İlçesinde
cas
evlerden
oluşan
sokak
dokularının
sağlıklaştırılması
projemiz
aradan
geçen
10
yılı
aşkın
süreden
beri
halen
daha
uygulanamadı.
Böyle
olunca
proje
süreci
için
harcanmış
kaynaklar
da
boşa
gitmiş
oluyor.
Milas
için
Yerel
yönetimin
çabalarına
rağmen,
Tillo
içinse
merkezi
idarenin
yereldeki
temsilcisi
dönemin
kaymakamlıklarının
çabalarına
rağmen
bu
projelerin
uygulanmama
sebepleri
ise
başlı
başına ayrı bir kara mizah yazısı konusu.
Kültürel
mirası
koruma
çalışmaları
Milas
için
geç
kalınmış
bir
çalışma
mıdır?
Geçen
zamanı
telafi
etmek
için
önümüzdeki
süreçte
ivedi
olarak
neler
yapılmalı? Nasıl bir organize çalışma hayata geçirilmeli?
Hiçbir
zaman
geç
kalınmış
diye
bir
şey
söz
konusu
olmamalıdır.
Zararın
neresinden
dönülse
kar
olmalıdır
ki
Milas
belediyesi
tarihi
kentler
birliği
Muğla-Milas
buluşmasının
yapıldığı
2005
yılından
buyana
tabiri
caizse
içine
düşmüş
olduğu
farkındalıkla
Koruma
çalışmalarına
başlamış
ve
KUDEB
biriminin
de
kurulmasıyla
bu
çalışmalar
kaynaklar
ölçüsünde
aralıksız
devam
etmiştir
kanaatindeyim.
Tabidir
ki
bu
çalışmaların
somut
yansımalarını
yetersiz
bulanlar
olabilir
ancak
ciddi
bir
veri
tabanı
ve
yol
haritaları
oluşmuştur.
Belediye
seçimleri
de
bittiğine
göre
önümüzdeki
süreçte
yönetimi
devralan
ve
zaten
önceden
de
Milas’ın
tarihi
kentler
birliğine
katılım
sürecinde
yönetimde
olan
dolayısıyla
bu
işlere
aşina
olan
Belediye
Başkanı
ve
ekibince
de
yerel
yönetim
bünyesinde
KUDEB’in
başlattığı
bu
çalışmaların
bir
hafıza
kaybına
sebebiyet
verilmeksizin
bu
çalışmalara
emek
ve
gönül
verenlerce
uygulamaya
sokulmasının
yüreklendirilmesi,
yollarının
açık
tutulması
son
derece
önemlidir
kanaatindeyim.
Tabi
ki
burada
yerel
yönetim
dışında
diğer
yerel
aktörlerin
ve
sivil
toplum
kuruluşlarının,
odaların
birbirleriyle
dayanışma
içinde
gerçekleştirdikleri
sempozyum,
çalıştay
vb.
çalışmalarla
kent
ölçeğinde
koruma
faaliyetlerinde
geçmişten
beri
önemli
çaba
ve
destekleri
olanları
da
unutmadan,
tüm
bu
aktörleri
de
işin
içine
katarak
kamu
yerel
sivil
özel
birlikteliğini
mutlak
surette
tesis
ederek,
akademik
kuruluşlardan
da
profesyonel
desteklerin
alınarak
ilerlenmesi
önemlidir.
Tüm
bunlar
yapılırken
halka
rağmen
halk
için
bir
şey
yapılamayacağı
yapılsa
da
başarılı
olamayabileceği
düşünülürse
mutlaka
halkın
da
kent
meclisi
vb.
örgütlenmelerle
işin
içine
katılması
da
bu
çalışmaların
halk
tarafından
da
benimsenmesi
ve
sahiplenilmesinin tesis edilmesi oldukça önemsenmelidir.
Kültürel
mirasın
korunduğu
yerlerde;
o
bölgenin,
başta
ekonomik
olmak
üzere
diğer kazanımları nelerdir?
Ekonomik
kazanım
bir
amaç
değil
doğal
bir
sonuç
olabilir
ancak.
Eğer
siz
elinizdeki
değerleri
bakımını
yapıp,
koruyup,
hikayeleriyle
parlatırsanız
zaten
bir
vitrin
oluşturmuş
ve
bu
vitrin
ile
kazancı
da
kendinize
çekmiş
olursunuz.
Burada
vitrin
derken
dükkânın
kendisinin
vitrin
olduğu,
vitrine
bir
şey
koymanın
çok
da
gerekli
olmadığı
bir
metaforu
kastetmiş
olduğumu
belirtmek
isterim.
Geçmişte
bir
diş
macunu
reklamı
vardı,
reklamdaki
bir
diş
hekiminin
hastasının
konsültasyonu
sırasında
teşhis
ve
tanıyı
koyduğu
an
hastayı
bilgilendirdiği
bir
cümlede
şöyle
diyordu
“önler
iyi
ama
arkalar
ı
ıh”
yani
vitrinin
iyi
olduğu
ancak
dükkânın
içinin
döküldüğü
örnekler
ya
da
kremalı
pasta
gibi
yalap
şap
yapılan
“samimiyetsiz”
ve
“ruhsuz”
koruma
örnekleri
meclisimizden
dışarı
olmalı
elbet.
Yani
insan
sağlığından
bahsederken
ruh,
beden
ve
zihin
sağlığı
bir
bütün
olarak
insan
sağlığını
oluşturuyorsa
kent
sağlığında
da
fiziki
mekanların
sağlığı,
alt
yapının
sağlamlığı,
o
kenti
o
kent
yapan
ruhun
korunarak
yaşatılması,
kentsel
ölçekte
korumanın
sağlığının
niteliğini
belirler,
insanı
önceleyen,
kenti
insanıyla
birlikte
korumayı
önceleyen
yaklaşımlar
önemli
ve
değerlidir.
Hafızayı
korumak,
iz
silmemek,
-mış
gibi
yapmamak
en
önem
verilmesi
gereken
hususlardan.
Zaten
öyle
olunca
yani
gelecek
kuşakların
geçmişten
referans
alma
hakları
azami
düzeyde tesis edilince kültürel ve ekonomik açıdan kazanımlar da kendiliğinden gelir.
(*)MERAL OĞUZ KİMDİR?
1973
doğumlu
Meral
OĞUZ
üniversiteye
kadar
İzmir’de
büyüdü.
Yıldız
Teknik
Üniversitesi
Mimarlık
fakültesinde;
1991
yılında
lisans,
1996
yılında
yüksek
Lisans
eğitimine
başladı.
Prof.
Dr.
Işık
AYDEMİR
danışmanlığında
“Bursa
tarihi
kent
merkezi
ve
yakın
çevresini
oluşturan
MİA
alt
bölgesi
(Hanlar
bölgesi-Reyhan-Kayhan)
işlevsel
mekânsal
ve
mimari
analizi,”
adlı
tezini
yayınlayarak
2000
yılında
Yüksek
Mimar
unvanını aldı.
1995-1999
yılları
arasında
İstanbul’da
yapı
sektöründeki
firmalar
ve
mimarlık
ofisleri
ile
Sabancı
Holding
İnşaat
dairesinde
çalıştıktan
sonra
1999
yılında
Muğla’ya
yerleşerek
2
yıl
Muğla
Belediyesi
bünyesinde
Muğla
merkez
ve
Karabağlar
Kentsel
ve
doğal sitleri Koruma Uygulama Sorumlusu olarak hizmet verdi.
Mesleğin
heyecan
verici
ve
besleyici
yönlerinden
biri
olarak
gördüğü
yarışmalara çeşitli ekiplerle katılarak ödüller aldı.
Eski
eserlerin
restorasyonunu
temel
hedef
seçerek
2001
yılında
Muğla’da
Atölye’m
Tasarım
Uygulama
Mimarlık
ofisini,
2006
yılında
ASAR
Anı
Sanat
Araştırma
Restorasyon Mimarlık Ltd. Şti.’ni kurdu.
Çok
sayıda
cami,
türbe,
hazire,
kilise,
deniz
feneri,
köprü,
sarnıç,
hamam,
kaplıca
yapıları,
çeşme,
kale
müze,
han,
kervansaray,
okul,
kütüphane,
belediye
binası,
gibi
kamusal
yapılar
ile
konut/konak
yapılarının
rölöve,
restitüsyon
ve
restorasyon
projeleri ile Tarihi Kentler Birliğinden ödüllü sokak sağlıklaştırma projelerine imza attı.
Sivil
toplumcu
yönüyle;
1999
Yılında
Muğla
Belediyesi
Kent
Meclisinin
kurucu
sekreterliğini
ve
2000
yılında
da
Yerel
Gündem
21
projesi
Muğla
oluşumunun
genel
sekreterliğini
yürüttü.
ÇEKÜL
Vakfı
Muğla
temsilcisi,
Mimarlık
Vakfı
ve
TMMOB
Mimarlar
Odası
üyesidir.
Mimarlar
Odası
Muğla
Şubesinde
soruşturma
uzlaştırma
kurul
ve
yönetim
kurulu
üyeliği
görevlerinde
bulundu.
Muğla
Ticaret
ve
Sanayi
Odasında
Mimarlar
ve
Mühendisler
Komitesi
adına
Meclis
üyesidir.
2023
yılında
kurulan
Muğla
Serbest
Mimarlar
Derneği
kurucularından
olup
başkanlık,
Serbest
Mimarlar Dernekleri Federasyonunda da Başkan yardımcılığı görevini sürdürmektedir.
Halen
Asar
Restorasyon
Mimarlık
Ltd.
Şti.
bünyesinde
koruma-restorasyon
ağırlıklı
olmak
üzere
mimarlık
ve
mühendislik
hizmetleri
vermeye
devam
etmektedir.
Ayrıca,
akademik
yayınları
ve
verdiği
konferanslar
ile
‘Mimarlık
ofislerinde
iş
idaresi,
dijitalleşme’
temelli
olmak
üzere
‘korumada
süreç
yönetimi’
üzerine
meslektaşlarıyla
deneyimlerini paylaşmaya devam etmektedir. Evli ve 2 çocuk annesidir.
Söyleşi linki: https://haberveinsan.com/milas-in-kulturel-mirasinin-korunmasi-
uzerine-y-mimar-meral-oguz-la-bir-soylesi/4291/,
8.6.2024
“Daha güzel anıların yaşanabileceği bir Milas” için, düşüncelerin paylaşıldığı, projelerin konuşulduğu web sitemize hoş geldiniz.
Belgelik
Milas’ın Kültürel Mirasının Korunması Üzerine Y. Mimar Meral OĞUZ(*)’la Bir Söyleşi
(Belgelik) Yazı Listesi
Bu sayfada, Milas’ın gelişimi ile ilgili arşivlik bilgi ve belgelere yer verilmektedir.
“Daha güzel anıların
yaşanabileceği bir Milas” için,
düşüncelerin paylaşıldığı,
projelerin konuşulduğu
web sitesi.
Lütfen bizi
sosyal medyada takip ediniz:
nevzatcaglartufekci@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / 2025 - 2026
Web Site Bilgisi:
Bu web sitesi, “daha güzel anıların yaşanabileceği Milas” düşüncesi ile ilgilenen kişi ve kurumlar için hazırlanmıştır.
Bu web sitesinde, “Milas” alanında yapılan akademik çalışmalar, proje çalışmaları, görsel materyaller, etkinlik haberleri ve
saha deneyimlerini içeren yazılar yer almaktadır.
Bu web sitesi, ulusal ve uluslararası yasalara, genel ahlaki kurallara ve mesleki etik kurallara uygun olarak hazırlanmaktadır.
Bu web sitesi, ziyaretçilerinin güvenli erişimi için, “PositiveSSL (DV) - Sectigo (Comodo) Güvenlik Sertifikası” sahibidir.
Bu web sitesindeki materyalleri “Milas” ile ilgili eğitim çalışmalarında, projelerde, makalelerde ve haberlerde kaynak
göstererek kullanabilirsiniz.
Sitede yer alan ve telif hakkı olduğu belirtilen görsel ve işitsel materyaller için lütfen telif sahibinden izin alınız.